Rastgele Resim |
 |
 DE 24 000 diesel serisi
Yorumlar: 0
|
 |
|
 |
 |
Merscid-i Nebeviyye
| Merscid-i Nebeviyye |
| Description: |
Mescid-i Nebevî hakkında
Mescid-i Nebevî’de belirli bir minber de yoktu. Hz. Peygamber mescidin bir kosesinde ayakta durarak hutbe okurdu. Yorulmamasi icin bir hurma agaci temin ederek dayanmasini sagladilar. Peygamber Efendimiz (s.a.) hutbeyi daha sonra imâl edilen ve kendisine takdim edilen kursude okumaya baslayinca, onceden dayanip hutbe okudugu agac, ayrilik hasretiyle aglayip sizlamaya basladi. Bunu Efendimizden baska, mescidde hazir bulunan ashab da duydular. Hz. Peygamber (s.a.) minberden inerek agacin yanina gitti. Aglayan, inleyen agaci eliyle oksayarak susturdu. Efendimiz bu agaci minberin altina, bir rivayete gore de sol tarafina gomdurmustur. Bakum adli bir kolenin yaptigi ilk minber arkada dayanmaya yariyan uc sutunlu ve uc basamakli idi. Peygamberimiz (s.a.) hutbeyi 3. basamakta okuyordu. Minber-i serif’e ilk perdeyi astiran Hz. Osman olmustur.
Efendimiz’in dört duvarla çevrili üstü hurma dallarıyla kapatılan mescidinde bir kütüğe dayanarak hutbelerini irat buyurduğu bu alan yüzlerce değişikliğe uğramış, genişletilmiş, âdeta yeniden inşa edilerek günümüze kadar büyüyerek, yükselerek gelmiştir. Bugünkü minberin sağındaki mermerden mihrap 1551 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmış.
Rasûlullah zamaninda Mescid-i Nebevî’nin 8 sütunu vardi.
1. Muhlike Sütunu: Bu, Hz. Peygamberin daima dibinde namaz kildigi sütunun adidir.
2. Ikinci sutun Aise validemizin adiyla anilirdi. Hz. Peygamber (s.a.) kible degistikten sonra 10 gun kadar burada namaz kildirip hutbe okumustur. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Omer de bu sütunun yanibasinda namaz kilmayi aliskanlik haline getirmislerdi. Muhacirîn-i Kiram burada toplanip konustuklari icin, bu sutuna Muhacirîn sütunu da denmektedir.
3. Tevbe Sütunu (Ebû Lubâbe Sütunu): Hz. Peygamber kendisine karsi gelen yahudilerin Beni Kureyza kabilesine savas acmisti. Yahudiler, eski dostluklari sebebiyle Ebû Lubâbe’nin kendilerine elci gonderilmesini istediler. Ebû Lubâbe yanlarina gidince, ondan hayatta kalmalari icin kaleden cikmalarinin mi, yoksa kalip savasmalarinin mi iyi olacagini sordular. Onlara aciyan Ebû Lubâbe hisardan cikmaktan baska careleri olmadigini soylerken, eliyle bogazini isaret etmis ve ciktiklari takdirde hepsinin boyunlarinin vurulacagini imâ etmisti. Fakat bundan pismanlik duyarak kendini Mescid-i Nebevî’nin sutunlarindan birine zincirlerle bagladi. Rivâyete gore pismanlik ve izdirâb icinde 6 veya 15 gun kadar bagli kaldi. Bu teessur ve nedâmetten sonra, Rasûlullah Efendimiz Ebû Lubâbe’nin affolundugunu bildiren âyeti mujdeledi. Rasûlullah’dan baskasina zincirlerini cozdurmemeye yemin eden Ebu Lubâbe’ye sefkât gostermis ve zincirlerini cozmustur.
4. Sutun “Serir” adi ile bilinir. Buna sebeb Hz. Peygamberin bir muddet minber niyetine kullandigi hurma agacinin bu sutuna dayali olmasidir.
5. nin ismi “Muharres”dir. Hz. Ali Efendimiz bunun yaninda namaz kilar, Efendimizi (s.a.) dusman suikastindan korumak icin burada nobet tutardi. Ayni zamanda Hz. Ali’nin (r.a.) ismi ile de anilir.
6. Vufûd: Rasûlullah Arab kabilelerinin elcilerini burada kabul ettigi icin bu adi almistir. Ashabin buyukleri burada toplandiklari icin “Meclis-i Kilâde” adi ile de bilinir.
7. sütunun adi “Murabba-i Kabr”dir. Hz. Fâtima’nin odasinin yaninda idi. Rasûlullah sabahlari buraya gelir ve yuksek sesle âyetler okuyarak kızına Hz. Hasan ve Huseyin’in namaza kaldırılmasi hususunu imâ ederdi. Simdi Hucre-i Mutahhara yani Kabr-i Serif’in bulundugu yer icinde kalmistir.
8. sutun “Teheccud sütunu: Peygamberimiz’ (s.a.)in teheccud namazlarini yaninda kildigi sütunun adi.
1481 yilinda cikan bir yanginla eski sutunlar kismen yanmis, yerlerine yenileri konarak, III. Selim’in emriyle uzerlerine isimleri yazdirilmistir. Sonradan ilâve edilenlerle birlikte sutun sayisi 327’ye ulasmistir.
Hz. Peygamber’in (s.a.) kabri serifinin bulundugu Hucre-i Saâdet ile minber arasinda kalan sahaya Ravza-i Mutahhara denir. Efendimiz bu kisim icin “cennet bahcelerinden bir bahcedir.” buyurmustur. Kezâ Minber-i Serif’in de cennetteki Kevser Havuzu uzerinde bulundugu haberi verilmistir. Rasûlullah minber uzerinde iken, “Bu an benim ayagim, Firdevs cennetlerinin zemini yuksek bahcelerinden bir bahce uzerindedir.” buyurmus, baska bir rivayette, “Ben bu saatte Kevser Havuzu’nun su icilecek yerinde duruyorum.” demistir.
Hucre-i mutahhara (Rasûlullah Kabri) ile minber arasi 10 m. genislik, 20 m. uzunlukta olup, 200 metrekarelik mubarek bir mahaldir.
Hz. Omer’in halifeligi doneminde cemaat cok artarak iceriye sigamaz olmustu. Hz. Omer: “Ben Rasûlullah’dan Mescid-i Serifi genisletmek gerektigini duymustum. Simdi boyle bir ihtiyac hasil oldu.” diyerek ashabin tasvibiyle genisletme calismalarina basladi. Peygamber eslerine ait hucrelere dokunmayarak, diger yondeki duvarlari yiktirdi. Duvarlar ve cati oncekinden daha fazla yukseltilerek yeni sutunlar ilâve edildi.
Mescidin ikinci genisletilmesi Hz. Osman’in zamanina rastlar. Mescidin ucuncu genisletilmesi ve tamiri, Velid b. Abdulmelik’in halifelik doneminde, Omer b. Abdulaziz’in Hicaz valiligi sirasinda oldu. Mescid-i Serife ilk mihrabi ve dort tarafina birer minareyi Omer bin Abdulaziz yaptirmistir. Sonralari bir minare daha ilâve edilmistir. Rasûlullah’in Kabr-i Serifi mescid dahiline alinmistir. Peygamber Efendimiz Hz. Aise’nin evinde vefat etmis ve oraya defnedilmisti. Daha sonra bu kabir, Hucre-i Mutahhara ve Ravza-i Mutahhara adi ile anilmaya baslamistir. Hucre-i Saadet parmakliklarla cevrili olup, ziyaretciler disaridan dua ederler. Hz. Fatimâ’nin kabrinin de Hz. Peygamberin kabrinin kuzeyinde yer aldigi soyleniyor. Ancak bazilari, Hazret-i Fatimâ’nin Bâki’ Kabristaninda Hz. Abbas’in kabri yakinina defnedildigi kanaatindeler. Hucre-i Mutahhara’nin (Peygamber Efendimizin kabrinin bulundugu hucrenin), 5 kapisi vardir.
12 basamaklı minber ise 1500 tarihinde Sultan 3. Murat tarafından inşa ettirilmiş. Bu bilgiler Kıble tarafında hâlâ yazılı bir belge olarak durmaktadır.
1817 tarihine kadar Mescid-i Nebevî’de baska tamir yapilmamistir. Bu tarihde kubbenin catladigi Osmanli Sultani II. Mahmud’a bildirilmis, tamir sirasinda da turbe yesile boyanmistir. Hucrenin adi da “Kubbe-i Hadra (Yesil Kubbe) kalmistir. Mescid-i Nebevî’nin 24 kapisindan 4’u birakilarak digerleri kapatildi. Osmanli Sultani Abdulmecid, Mescid-i Nebevî’nin yeniden insaati sirasinda bunlara bir tane daha ilâve ederek kapi sayisini 5’e cikardi. Sultan Abdulmecid zamanla harab hâle dusen Mescid-i Nebevî’yi yiktirarak, 12 sene zarfinda buyuk emeklerle yeniden insâ ettirmistir. Boylece Mescid-i Nebevî, Hz. Peygamberimizden itibaren yedinci ve son tamirini 1860 tarihinde gormustur. Zamanimizdaki genisletme calismalarindan once, Mescid-i Nebevî 18.000 metrekarelik eski yapisinda 5 kapisi, 4 minaresi, 423 diregi (sutun), 242 adet minik kubbesi olan bir bina idi. Sultan Mecid bir kismi yuvarlak, bir kismi koseli tas ve agactan yapili eski sutunlari degistirerek, hepsini yuvarlak mermerden imâl ettirmistir. Kapilar Bâb-i cibril, Bâb-un Nisâ, Bab-ur Rahme, Bâbus Selâm, Bab-i Tevessul veya Sultan Mecid actirdigi icin Bâb-i Mecidî adiyla anilmaktaydi. Ilâve bina Sam tarafindaki Bâb-i Mecid’in bulundugu alana yapilmistir. Eski binanin ortasindaki avluda mermerlere sacilmis yigin yigin bugdaylar ve Fatimâ-tuz Zehrâ Annemiz Hz. lerine ait oldugu soylenen el degirmeni bulunurmus. Yasli hacilarin hasret gozyaslariyla anlattiklari bu gorunus tamamen degismis, avlu temizlenip namaz kilanlara ayrilarak, uzeri koseli semsiyelerle kapatilmistir. Mescid minberi, mihrabi, renkli ve cicek desenli muhtesem cinileri, Turk sanatkârlarinin ustaligini yansitan yazilari ve butun dokusuyla Turk mimarî dehâsinin urunudur. Bu serefli yerlere hizmette Osmanlilar butun seleflerini geride birakmislardir.
Mescid-i Nebevî 1985-1993 yillari arasinda kuzeybati yonunde yapilan ek bina ile son seklini almistir
Mescid-i Nebevî Medine’nin orta yerindedir. Efendimiz (s.a.) hicretten sonra ilk olarak Ebâ Eyyub el-Ensâri’nin (Eyub Sultan Hz. lerinin) evinde yedi ay misafir kalmıştır. Mescid-i Nebevî’nin arsası, sahipleri olan iki yetim kardeşten 10 altına satin alinarak insaatina baslandi. Peygamberimiz (s.a.) bu parayi Hz. Ebu Bekir’den borc almisti. Mescid hicretin ikinci yilinda tamamlandi. 3 arsin (1 arsin yaklasik 68 cm. dir) derinligindeki temel tastan, 3 arsin kalinligindaki duvar kerpicten yapilmistir. Bu ilk mescidin 3 kapisi olup, kible yonu Kudus’deki Mescid-i Aksa idi. Kible yonunu Kâbe’ye ceviren âyet nâzil olduktan sonra, Kâbe yonundeki kapi kapatilarak duvar haline getirildi. Mescidin uzunluk ve genisligi 100’er arsin idi.
Mescid insaatinin tamamlanmasindan sonra Rasûlullah’in zevcelerine mahsus dokuz oda yaptirildi. Bunlardan mihraba en yakin olani, simdi Kabr-i Saadetin bulundugu Hz. Aise’ninki idi. Ashabin evi olmayan fakirleri icin bir golgelik yaptirildi. Bunlar Ehl-i suffa (sofa ehli) diye anilirdi.
Hz. Peygamber belli bir mihrab gozetmeden mescidin muhtelif noktalarinda namaz kilmistir. Ancak minber ile Hucre-i Lâtife arasinda kalan bir sütunun dibinde fazlaca namaz kilardi. Sonralari bu yerin kaybolmamasina dikkat edilmis ve buraya bir mihrâb yapilmistir.
Mescid-i Nebevî’de belirli bir minber de yoktu. Hz. Peygamber mescidin bir kosesinde ayakta durarak hutbe okurdu. Yorulmamasi icin bir hurma agaci temin ederek dayanmasini sagladilar. Peygamber Efendimiz (s.a.) hutbeyi daha sonra imâl edilen ve kendisine takdim edilen kursude okumaya baslayinca, onceden dayanip hutbe okudugu agac, ayrilik hasretiyle aglayip sizlamaya basladi. Bunu Efendimizden baska, mescidde hazir bulunan ashab da duydular. Hz. Peygamber (s.a.) minberden inerek agacin yanina gitti. Aglayan, inleyen agaci eliyle oksayarak susturdu. Efendimiz bu agaci minberin altina, bir rivayete gore de sol tarafina gomdurmustur. Bakum adli bir kolenin yaptigi ilk minber arkada dayanmaya yariyan uc sutunlu ve uc basamakli idi. Peygamberimiz (s.a.) hutbeyi 3. basamakta okuyordu. Minber-i serif’e ilk perdeyi astiran Hz. Osman olmustur.
Rasûlullah zamanında Mescid-i Nebevî’nin 8 sütunu vardı.
1. Muhlike Sütunu: Bu, Hz. Peygamberin daima dibinde namaz kıldığı sütunun adidir.
2. Hz. Aişe Validemizin, “Yanında namaz kılmak çok faziletlidir”, buyurduğu ikinci sütun Aise validemizin adıyla anılırdı. Hz. Peygamber (s.a.) kıble değiştikten sonra 10 gun kadar burada namaz kıldırıp hutbe okumuştur. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Omer de bu sütunun yanıbaşında namaz kılmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Muhacirîn-i Kiram burada toplanıp konuştukları için, bu sütuna Muhacirîn sütunu da denmektedir.
3. Tevbe Sütunu (Ebû Lubâbe Sütunu): Hz. Peygamber kendisine karsi gelen yahudilerin Beni Kureyza kabilesine savas acmisti. Yahudiler, eski dostluklari sebibiyle Ebû Lubâbe’nin kendilerine elci gonderilmesini istediler. Ebû Lubâbe yanlarina gidince, ondan hayatta kalmalari icin kaleden cikmalarinin mi, yoksa kalip savasmalarinin mi iyi olacagini sordular. Onlara aciyan Ebû Lubâbe hisardan cikmaktan baska careleri olmadigini soylerken, eliyle bogazini isaret etmis ve ciktiklari takdirde hepsinin boyunlarinin vurulacagini imâ etmisti. Fakat bundan pismanlik duyarak kendini Mescid-i Nebevî’nin sutunlarindan birine zincirlerle bagladi. Rivâyete gore pismanlik ve izdirâb icinde 6 veya 15 gun kadar bagli kaldi. Bu teessur ve nedâmetten sonra, Rasûlullah Efendimiz Ebû Lubâbe’nin affolundugunu bildiren âyeti mujdeledi. Rasûlullah’dan baskasina zincirlerini cozdurmemeye yemin eden Ebu Lubâbe’ye sefkât gostermis ve zincirlerini cozmustur.
4. Sutun “Serir” adi ile bilinir. Buna sebeb Hz. Peygamberin bir muddet minber niyetine kullandigi hurma agacinin bu sutuna dayali olmasidir.
5. nin ismi “Muharres”dir. Hz. Ali Efendimiz bunun yaninda namaz kilar, Efendimizi (s.a.) dusman suikastindan korumak icin burada nobet tutardi. Ayni zamanda Hz. Ali’nin (r.a.) ismi ile de anilir.
6. Vufûd: Rasûlullah Arab kabilelerinin elcilerini burada kabul ettigi icin bu adi almistir. Ashabin buyukleri burada toplandiklari icin “Meclis-i Kilâde” adi ile de bilinir.
7. sütunun adi “Murabba-i Kabr”dir. Hz. Fâtima’nin odasinin yaninda idi. Rasûlullah sabahlari buraya gelir ve yuksek sesle âyetler okuyarak kizina Hz. Hasan ve Huseyin’in namaza kaldirilmasi hususunu imâ ederdi. Simdi Hucre-i Mutahhara yani Kabr-i Serif’in bulundugu yer icinde kalmistir.
8. sutun “Teheccud sütunu: Peygamberimiz’ (s.a.)in teheccud namazlarini yaninda kildigi sütunun adi.
İzdihama meydan verilmemesi için parmaklıklarla ayrı bölme ve görevlilerle koruma altına alınan Rahmet Peygamberi’nin kabr–i şerifleri bu sütunların hemen solunda teşrif buyurmakta, solunda ise sırasıyla Hz. Ebubekir ve Ömer efendilerimizin yüce kabirleri yer almaktadır. Bu bölmenin kıble tarafında bulunan üç pencerede, sağdan sola sırasıyla, Ahsab Sûresi’nin 40. ayeti, Hucurat Sûresi’nin ikinci ve üçüncü ayeti yazılı olarak nakşedilmiştir. Mescid’in kıble duvarının solunda Cibril makamı yer alırken doğu cephesinde önden arkaya doğru sırasıyla Baki, Cibril ve Nisa kapıları bulunmaktadır
1481 yilinda cikan bir yanginla eski sutunlar kismen yanmis, yerlerine yenileri konarak, III. Selim’in emriyle uzerlerine isimleri yazdirilmistir. Sonradan ilâve edilenlerle birlikte sutun sayisi 327’ye ulasmistir.
Hz. Peygamber’in (s.a.) kabri serifinin bulundugu Hucre-i Saâdet ile minber arasinda kalan sahaya Ravza-i Mutahhara denir. Efendimiz bu kisim icin “cennet bahcelerinden bir bahcedir.” buyurmustur. Kezâ Minber-i Serif’in de cennetteki Kevser Havuzu uzerinde bulundugu haberi verilmistir. Rasûlullah minber uzerinde iken, “Bu an benim ayagim, Firdevs cennetlerinin zemini yuksek bahcelerinden bir bahce uzerindedir.” buyurmus, baska bir rivayette, “Ben bu saatte Kevser Havuzu’nun su icilecek yerinde duruyorum.” demistir.
Hucre-i mutahhara (Rasûlullah Kabri) ile minber arasi 10 m. genislik, 20 m. uzunlukta olup, 200 metrekarelik mubarek bir mahaldir.
Hz. Omer’in halifeligi doneminde cemaat cok artarak iceriye sigamaz olmustu. Hz. Omer: “Ben Rasûlullah’dan Mescid-i Serifi genisletmek gerektigini duymustum. Simdi boyle bir ihtiyac hasil oldu.” diyerek ashabin tasvibiyle genisletme calismalarina basladi. Peygamber eslerine ait hucrelere dokunmayarak, diger yondeki duvarlari yiktirdi. Duvarlar ve cati oncekinden daha fazla yukseltilerek yeni sutunlar ilâve edildi.
Mescidin ikinci genisletilmesi Hz. Osman’in zamanina rastlar. Mescidin ucuncu genisletilmesi ve tamiri, Velid b. Abdulmelik’in halifelik doneminde, Omer b. Abdulaziz’in Hicaz valiligi sirasinda oldu. Mescid-i Serife ilk mihrabi ve dort tarafina birer minareyi Omer bin Abdulaziz yaptirmistir. Sonralari bir minare daha ilâve edilmistir. Rasûlullah’in Kabr-i Serifi mescid dahiline alinmistir. Peygamber Efendimiz Hz. Aise’nin evinde vefat etmis ve oraya defnedilmisti. Daha sonra bu kabir, Hucre-i Mutahhara ve Ravza-i Mutahhara adi ile anilmaya baslamistir. Hucre-i Saadet parmakliklarla cevrili olup, ziyaretciler disaridan dua ederler. Hz. Fatimâ’nin kabrinin de Hz. Peygamberin kabrinin kuzeyinde yer aldigi soyleniyor. Ancak bazilari, Hazret-i Fatimâ’nin Bâki’ Kabristaninda Hz. Abbas’in kabri yakinina defnedildigi kanaatindeler. Hucre-i Mutahhara’nin (Peygamber Efendimizin kabrinin bulundugu hucrenin), 5 kapisi vardir.
1817 tarihine kadar Mescid-i Nebevî’de baska tamir yapilmamistir. Bu tarihde kubbenin catladigi Osmanli Sultani II. Mahmud’a bildirilmis, tamir sirasinda da turbe yesile boyanmistir. Hucrenin adi da “Kubbe-i Hadra (Yesil Kubbe) kalmistir. Mescid-i Nebevî’nin 24 kapisindan 4’u birakilarak digerleri kapatildi. Osmanli Sultani Abdulmecid, Mescid-i Nebevî’nin yeniden insaati sirasinda bunlara bir tane daha ilâve ederek kapi sayisini 5’e cikardi. Sultan Abdulmecid zamanla harab hâle dusen Mescid-i Nebevî’yi yiktirarak, 12 sene zarfinda buyuk emeklerle yeniden insâ ettirmistir. Boylece Mescid-i Nebevî, Hz. Peygamberimizden itibaren yedinci ve son tamirini 1860 tarihinde gormustur. Zamanimizdaki genisletme calismalarindan once, Mescid-i Nebevî 18.000 metrekarelik eski yapisinda 5 kapisi, 4 minaresi, 423 diregi (sutun), 242 adet minik kubbesi olan bir bina idi. Sultan Mecid bir kismi yuvarlak, bir kismi koseli tas ve agactan yapili eski sutunlari degistirerek, hepsini yuvarlak mermerden imâl ettirmistir. Kapilar Bâb-i cibril, Bâb-un Nisâ, Bab-ur Rahme, Bâbus Selâm, Bab-i Tevessul veya Sultan Mecid actirdigi icin Bâb-i Mecidî adiyla anilmaktaydi. Ilâve bina Sam tarafindaki Bâb-i Mecid’in bulundugu alana yapilmistir. Eski binanin ortasindaki avluda mermerlere sacilmis yigin yigin bugdaylar ve Fatimâ-tuz Zehrâ Annemiz Hz. lerine ait oldugu soylenen el degirmeni bulunurmus. Yasli hacilarin hasret gozyaslariyla anlattiklari bu gorunus tamamen degismis, avlu temizlenip namaz kilanlara ayrilarak, uzeri koseli semsiyelerle kapatilmistir. Mescid minberi, mihrabi, renkli ve cicek desenli muhtesem cinileri, Turk sanatkârlarinin ustaligini yansitan yazilari ve butun dokusuyla Turk mimarî dehâsinin urunudur. Bu serefli yerlere hizmette Osmanlilar butun seleflerini geride birakmislardir.
Harem–i Şerif inşaatının son genişletilmesine başlama tarihi: 1405 H.–1985 M. / Bitiş tarihi ise 1413 H.–1993 M.dir. Mescidin önceki istiap kapasitesi 18.000 m2 iken, yeni kısmın istiap kapasitesi 82.000 m2 olup, toplam mevcut kapasite 100.000 m2’ye ulaşmış. Şu anda kapalı kısımda aynı anda 400.000 kişi namaz kılabilirken, 200.000 kişi de üst katta kılabilmektedir.
Mescitte 27 adet hareketli kubbe mevcut olup, her biri 9 tonu ahşap olmak üzere 60 ton ağırlığındadır. Eski dört minareye 6 adet yenisi ilave edilerek minare sayısı 10’a çıkarılmıştır. Yeni minareler 5 şerefeli olup, yüksekliği 104 m.’dir. Her minarede 554 basamak vardır. Minarelerin ucunda bulunan hilallerin ağırlığı 4200 kg olup, 14 ayar altından Türkiye’de yapılmıştır. İnşaatta 50.000 ton inşaat çeliği ve 250.000 metreküp beton kullanılmış olup, hafriyat miktarı 574.000 metreküptür. Mescidin 91 adet kapısı, 140 adet alt katta ve 2400 adet de üst katta olmak üzere toplam 2540 adet penceresi vardır. İnşaatın tabanında 6.500 adet kolon, normal katta ise, 2.020 adet kolon bulunmaktadır.
Mescit soğuk su ile soğutulmakta olup, bu su uzunluğu 7.5 km. uzunluğunda bir tünelle şehir dışından mescide ulaştırılmaktadır. İnşaatta 50.000 adet sun’i granit kullanılmış. Mescitte, çeşitle sureler mermer levhalara, Türk hattat Ali Hüsrevoğlu tarafından yazılarak, kolondan kolona tüm mescidi çevrelemektedir.
Her biri 5 m. çapında 2200 kg. ağırlığında bronzdan yapılmış 68 adet avize vardır. Mescitte ayrıca, 627 adet güvenlik ve naklen yayın kamerası vardır. Gelecekte üste kat çıkabilmek için kolon filizleri terasta mevcuttur.
İnşaatta 3750 kişi çalışmış. Maliyeti ise 2.000.000.000 $ olmuş. Haremin (Mescid–i Nebevi’nin) kuzeybatısı ve güneyinde (U) şeklinde 2 katlı ve 10.000 araç kapasiteli otopark bulunmaktadır. Bunun maliyeti ise 1.5000.000.000 $’a çıkmış.
Mescid-i Nebî ve Hz. Peygamberin Kabri Nasıl Ziyaret Edilir?
"Mescid-i Nebî", Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicret ettikten sonra ilk iş olarak inşa ettiği camidir. "Mescid-i Nebî", Peygamber Mescidi demektir. İçinde namaz kılmak üzere uzak yerlerden yola çıkılacak üç mescitten biridir.
Bu üç mescidin diğer ikisi ise, "Mescid-i Haram" ve "Mescid-i Aksa" dır.
Mescid-i Nebî’nin içinde namaz kılmak çok sevaptır. Hz. Peygamber burada kılınan namazın sevabı hakkında şöyle buyurmuştur: "Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram dışında, diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir."
Mescid-i Nebî ve Hz. Peygamber’in kabrini ziyaret ederken bazı usul ve adaba riayet edilir. Bunlar şöyle özetlenebilir:
Mescid-i Nebî’yi ve Hz. Peygamber’in kabrini ziyaret etmek isteyen kimse abdest alır, mümkünse gusleder ve temiz bir kıyafet giyinir.
Ziyarete giderken yol boyunca çokça salevat-ı şerife getirir. Mescid’e vardığında mümkünse "Babu’s-Selam" dan sağ ayağını atarak edep ve tevazu ile içeri girer. Girerken "Allah’ım! Günahlarımı bağışla. Rahmet ve lütuf kapılarını bana aç" diye dua eder. Kerahat vakti değilse iki rek’at "Tahiyyetu’l Mescid" namazı kılar. Bu namazı mümkünse "Ravza-i Mutahhara" da kılar. "Ravza-i Mutahhara", Hz. Peygamberin kabri ile minberi arasında kalan kısımdır. Hz. Peygamber çoğu zaman namazlarını burada kılardı.
Burası hakkında Hz. Peygamber: "Evimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir." buyurmuştur.
Daha sonra bu ziyaret nasib olduğu için isterse iki rekat da şükür namazı kılar ve bu mübarek yerlere gelmeyi kendisine nasip eden Allah’a şükreder, dua eder. Nihayet edep ve sükunetle Hz. Peygamber’in kabrine yaklaşır. Başı hizasına gelerek yüzünü Hz. Peygamber’e çevirir. Alemlerin sevgilisi Hz. Muhammed’in huzurunda olduğunu düşünür. Hz. Peygamber’in, kendisini görmekte ve sözlerini işitmekte olduğunun şuur ve idraki içinde:
"Es-Selâmu aleyke yâ Rasûlallah
Es-Selâmu aleyke yâ Habîballah
Es-Selâmu aleyke yâ Nebiyyallah
Es-Selâmu aleyke yâ Hayre Halkillah
Es-Selâmu aleyke yâ Hâteme’n-Nebiyyîn
Es-Selâmu aleyke yâ Seyyide’l-Mürselîn"
şeklinde selâm verir, dua eder. Hz. Peygamber’in huzurunda yapılan duaları Allah’ın geri çevirmeyeceğini düşünerek ihlas ve samimiyetle içinden geldiği gibi dua eder.
Kendisi Hz. Peygamber’e selam verdikten sonra başkaları tarafından Hz. Peygamber’e emanet edilmiş olan selamları: "Ya Rasulellah! Falan, falan.... kimselerin de selamları var. Allah katında senden şefaat diliyorlar. Onlara ve bütün müslümanlara şefaat eyle" diye tebliğ eder.
Sonra bir metre kadar sağ tarafa ilerleyip Hz. Ebu Bekir’in başı hizasında durarak:
"Es-Selâmu aleyke yâ Ebâ Bekri’s-Sıddîk
Es-Selâmu aleyke yâ Halifete Rasulillah
Es-Selâmu aleyke yâ Sahibe Rasulillah" şeklinde selam verir, dua eder.
Daha sonra bir metre kadar daha ilerleyip Hz. Ömer’in başı hizasında durur. Ona da:
"Es-Selâmu aleyke yâ Ömer
Es-Selâmu aleyke yâ Emire’l-mü’minîn
Es-Selâmu aleyke yâ Faruk" şeklinde selâm verir, dua eder.
Bundan sonra mescidde uygun bir yere çekilerek bol bol dua edilir.
Daha sonraki ziyaretler de aynı usul ve edep dairesinde yapılır.
Hz. Peygamber’e hayatında nasıl hürmet ve saygı göstermek gerekli ise, vefatından sonra da aynı şekilde hürmet ve saygı göstermek gerekir. Bu bakımdan, Peygamberimizin kabri ziyaret edilirken, yüksek sesle bağırılmaz; hürmeti bozan, edebe aykırı davranışlarda bulunulmaz; duvarlara ve demir parmaklıklara el sürülmez; bunlar öpülmez, etrafında tavaf yapılmaz, karşısında eğilinmez, secde edilmez. Bütün bunlar bid’at ve mekruhtur.
Medine’de kalınan süre içinde beş vakit namazın Mescid-i Nebî’de kılınmasına özen gösterilir. Beş vakit namazın dışında nafile namazlarla da meşgul olunur.
Halk arasında, Medine’de sekiz gün kalıp kırk vakit namaz kılmanın gerekli olduğu kanaati yaygındır. Ancak İslami kaynaklarda bu konuda bir hüküm mevcut değildir. Önemli olan Medine’de kalınan sürenin ibadet ve dua açısından verimli bir şekilde değerlendirilmesidir.
Medine’de kaldığı süre içerisinde ayrıca ziyaret yerleri de ihmal edilmemelidir. Uygun bir zamanda oralar da ziyaret edilir.
Medine’den ayrılırken Hz. Peygamber tekrar ziyaret edilerek dua ve salatu selamlarla Medine’ye veda edilir. |
| Keywords: |
mihrap, Muhlike, SütunuTevbe, Sütunu, Ebû, Lubâbe, Sütunu, Vufûd, Murabba-i, Kabr, medine, medeniyet, Peygamber, Şehri |
| Date: |
12.08.2007 15:51 |
| Hits: |
361 |
| Downloads: |
9 |
| Rating: |
0.00 (0 Vote(s)) |
| File size: |
|
| Added by: |
EneimaM |
|
|
 |